Ana içeriğe geç

'Gölge Dışişleri" tartşıyor: İran düzeni nasıl değiştirdi?

ABD’de ‘Gölge Dışişleri” olarak bilinen Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) dergisi Foreign Affairs'te yayımlanan dikkat çekici analiz, 1991 Körfez Savaşı'nın kurduğu Amerikan üstünlüğü döneminin İran savaşıyla sona erdiğini savundu. Analize göre ucuz drone teknolojileri, yapay zekâ ve ticari elektronik bileşenler büyük orduların üstünlüğünü aşındırırken, küresel ticaretin güvenliği de artık Washington'ın tek başına garanti edebileceği bir unsur olmaktan çıktı.

'Gölge Dışişleri" tartşıyor: İran düzeni nasıl değiştirdi?
CGTN Türk
16

CGTN Türk Dış Haberler Servisi

İran savaşı, Washington'ın yalnızca askeri kapasitesini değil, otuz yılı aşkın süredir küresel düzeni ayakta tutan caydırıcılığını da tartışmaya açtı. Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Robert A. Pape, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analizinde, 1991 Körfez Savaşı'yla başlayan Amerikan tek kutuplu döneminin İran savaşıyla birlikte sona erdiğini ileri sürdü. Pape'e göre bugün ABD'nin karşı karşıya olduğu temel sorun rakiplerini vuramaması değil; düşük maliyetli hassas silahlar karşısında küresel ticaretin güvenliğini ve uluslararası sistemin öngörülebilirliğini artık eskisi gibi garanti edememesi.

Pape, 1991'deki Körfez Savaşı'nın yalnızca Irak'ın yenilgisi anlamına gelmediğini, aynı zamanda dünyanın Amerikan askeri üstünlüğüne duyduğu güveni pekiştirdiğini belirtti. Bu güven sayesinde Avrupa savunma harcamalarını azaltırken NATO doğuya doğru genişledi, şirketler küresel tedarik zincirlerini kıtalar arasına yaydı ve yatırımcılar jeopolitik riskleri uzun yıllar ikinci plana itti. Analize göre Soğuk Savaş sonrası küreselleşmenin görünmeyen temeli, ABD'nin dünyanın stratejik deniz yollarını düşük maliyetle koruyabileceğine yönelik ortak inançtı. İran savaşı ise ilk kez bu varsayımı ciddi biçimde sorgulattı.

İkinci hassas vuruş devrimi

Makaleye göre bu dönüşümün arkasındaki en önemli unsur, "ikinci hassas vuruş devrimi" olarak tanımlanan teknolojik değişim oldu. Körfez Savaşı sırasında yalnızca büyük devletlerin sahip olduğu hassas güdüm sistemleri, uydu navigasyonu, sensörler ve gelişmiş işlemciler bugün ticari elektronik sektörünün sıradan ürünlerine dönüştü.

Yapay zekâ, akıllı telefon teknolojileri ve küresel yarı iletken endüstrisi sayesinde küçük devletler de geçmişte yalnızca süper güçlerin erişebildiği kabiliyetlere ulaşmaya başladı. Pape, İran'ın Shahed-136 kamikaze droneunu bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterirken, yaklaşık 20 bin dolarlık ticari bileşenlerden oluşan bir sistemin 35 milyon dolarlık bir Apache helikopterini etkisiz bırakabilmesinin savaş ekonomisindeki asimetrik dönüşümü gözler önüne serdiğini ifade etti.

Savaşı kazanmak değil riski yaymak belirleyici

Analizde, ABD ve İsrail'in İran'ın radarlarını, füze bataryalarını ve drone üslerini hedef almasına rağmen mobil sistemleri tamamen ortadan kaldıramadığı, İran'ın ise düşük maliyetli ve dağınık yapısıyla askeri baskıyı uzun süre sürdürebildiği vurgulandı. Pape'e göre modern savaşlarda artık belirleyici olan unsur karşı tarafın ordusunu tamamen yok etmek değil; ticaret yollarını riskli hâle getirerek sigorta maliyetlerini yükseltmek, enerji piyasalarında belirsizlik oluşturmak ve rakibin ekonomik güven duygusunu aşındırmak. Bu nedenle Hürmüz Boğazı'nda yaşananların gelecekte Tayvan Boğazı, Güney Çin Denizi, Malakka Boğazı ve Kızıldeniz gibi küresel ticaretin diğer kritik geçiş noktalarında da tekrarlanabileceği uyarısında bulunuldu.

Pape, ortaya çıkan yeni dönemde büyük güçlerin askeri üstünlüğünün tek başına siyasi sonuç üretmeye yetmeyeceğini vurguladı. Yazıya göre güçlü devletler hedefleri vurabilecek kapasiteyi korusa da daha zayıf aktörler ucuz hassas silahlar, yapay zekâ ve ticari teknolojiler sayesinde çok daha yüksek maliyetler oluşturabiliyor. Analiz, gelecek dönemin daha pahalı deniz taşımacılığına, yükselen sigorta primlerine, stratejik stokların artırılmasına ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillendirilmesine sahne olacağını öngörürken, küreselleşmenin artık genişlemenin değil, korunmasının maliyetinin tartışıldığı yeni bir döneme girdiği değerlendirmesini yaptı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler