Ana içeriğe geç

Washington savaşa döndü: Gücü bu kez yeter mi?

Trump yönetiminin İran'a yönelik yeni hamlesi, diplomatik süreci rafa kaldırırken ABD'nin stratejik petrol rezervlerinden mühimmat stoklarına, kamu borcundan Hürmüz Boğazı'na uzanan kırılganlıkları yeniden gündeme taşıdı.

Washington savaşa döndü: Gücü bu kez yeter mi?
CGTN Türk
16

CGTN Türk Dış Haberler Servisi

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik yeni askeri hamle kararı, 14 Haziran'da Pakistan'ın arabuluculuğunda varılan 14 maddelik mutabakatın fiilen sona erdiğini gösterdi. Henüz imzaları kurumayan uzlaşının rafa kaldırılması, Washington'un diplomatik süreci geçici bir taktik olarak değerlendirdiği yorumlarını güçlendirdi. Bununla birlikte kararın zamanlaması dikkat çekiyor. Zira ABD, İran'la yeniden geniş çaplı bir askeri hesaplaşmaya girdiği bu döneme stratejik açıdan en güçlü olduğu koşullarda girmiyor.

Washington'un en önemli kırılganlıklarından biri enerji alanında ortaya çıkıyor. ABD Enerji Bakanlığı verilerine göre 10 Temmuz itibarıyla Stratejik Petrol Rezervi yaklaşık 316 milyon varile geriledi. Böylece rezervler, mutabakat sürecinin ardından da azalmaya devam etti ve son yılların en düşük seviyelerinde kaldı. 1980'li yılların başından bu yana görülen en zayıf rezerv görünümü, uzun süreli bir bölgesel savaşın enerji piyasaları üzerindeki etkilerini yönetme kapasitesine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

Seçim öncesi çakılan piyasalar

Küresel petrol piyasasında arz tarafındaki kırılganlık devam ederken, Washington'un Asya'daki başlıca müttefiklerinin de stratejik rezervlerini kısa vadede eski seviyelerine çıkarması beklenmiyor. Uluslararası enerji çevrelerinde yapılan projeksiyonlar, bazı ülkelerin mevcut rezerv hedeflerine ancak on yılın ikinci yarısında ulaşabileceğine işaret ediyor. Bu nedenle olası yeni bir Hürmüz krizi yalnızca İran ile ABD arasında yaşanacak askeri gerilim anlamına gelmeyecek, aynı zamanda küresel enerji fiyatlarını belirleyen temel unsur olmaya devam edecek.

Trump'ın açıklamalarının ardından petrol fiyatlarında yaşanan sert yükseliş bunun ilk işareti oldu. Brent petrol gün içerisinde yüzde 8'e varan artış göstererek varil başına 83 dolar seviyesini gördü. Seçim atmosferine giren ABD'de yükselen akaryakıt fiyatlarının siyasi maliyeti ise Beyaz Saray açısından ayrı bir risk oluşturuyor. Daha önce petrol fiyatlarının düşmemesi nedeniyle enerji şirketlerine yönelik soruşturma çağrısı yapan Trump'ın, fiyat baskısının devam etmesi halinde ekonomik sorumluluğu kime yükleyeceği önemli bir tartışma başlığı haline gelebilir.

Askeri kapasite ve kamu maliyesi dengesi

Ekonomik cephedeki ikinci önemli kırılganlık kamu maliyesinde görülüyor. ABD'nin kamu borcu yaklaşık 39 trilyon dolara ulaşmış durumda. Bu rakam tek başına yaklaşan bir mali kriz anlamına gelmese de, jeopolitik açıdan uzun süreli askeri operasyonların finansmanı, savunma harcamalarının sürdürülebilirliği ve küresel askeri varlığın maliyeti bakımından giderek daha fazla tartışılıyor. Özellikle faiz giderlerinin hızla yükseldiği bir dönemde yeni bir bölgesel savaşın bütçe üzerindeki yükü Washington'un hareket alanını daraltabilir.

Askeri kapasite bakımından da benzer bir tablo dikkat çekiyor. Son dönemde yürütülen operasyonlarda tüketilen yüksek hassasiyetli mühimmatın yerine konulmasının beklenenden daha uzun süreceği değerlendiriliyor. Kongre'ye sunulan analizlerde bazı mühimmat türlerinde üretim kapasitesinin mevcut tüketim hızının gerisinde kaldığı belirtilirken, üretim döngüsünün üç ila sekiz yıl arasında değişebileceğine dikkat çekiliyor. ABD Sayıştayı'nın (GAO) değerlendirmeleri de savunma sanayisinin artan talepleri karşılamakta zorlandığını ortaya koyuyor. Bu durum, Washington'un uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir çatışmayı aynı tempoda sürdürme kapasitesine ilişkin tartışmaları besliyor.

ABD daha sınırlı hareket alanına sahip

Diplomatik açıdan ise mutabakatın sona ermesi, ABD'nin uluslararası sistemde yeniden "düzen kurucu" rolünü üstlenmesini sağlayamadı. Aksine Trump yönetiminin Hürmüz Boğazı'ndaki gemilerden ücret alınmasına yönelik açıklamaları, açık denizlerde serbest seyrüsefer ilkesine ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getirdi. İran'ın Hürmüz üzerindeki hukuki ve coğrafi avantajını koruduğu düşünüldüğünde, Washington'un bölgede yeni bir deniz düzeni inşa etme hedefinin ciddi siyasi ve hukuki engellerle karşılaşması bekleniyor.

Tüm bu göstergeler birlikte değerlendirildiğinde, ABD'nin İran'a yönelik yeni askeri tercihinin diplomatik seçeneklerin tükendiği için değil, stratejik tercihlerin yeniden değiştiği için alındığı söylenebilir. Ancak enerji piyasalarındaki kırılganlık, kamu maliyesindeki baskılar, mühimmat üretimindeki darboğaz ve Hürmüz merkezli jeopolitik denklem dikkate alındığında, Washington'un bu kez önceki krizlere kıyasla çok daha sınırlı hareket alanına sahip olduğu görülüyor. Bu nedenle yeni süreç yalnızca İran ile ABD arasındaki askeri dengenin değil, küresel enerji güvenliği ve uluslararası deniz düzeninin geleceğinin de sınanacağı yeni bir dönemin başlangıcı olabilir

Kaynağa Git

İlgili Haberler