Ekonomi gündemi enflasyon, faiz, rekabet gibi başlıklarda sıkışırken çarkların ardında iş cinayetleri, yaralanmalar ve hastalıklar sürüyor. Geçtiğimiz gün Türkiye’nin farklı yerlerinden dört işçi çalışırken yaşamını yitirdi, beş işçi yaralandı. Hemen öncesinde üç iş cinayeti kamuoyuna yansıdı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre yılın ilk yarısında kayıtlara geçen iş cinayeti sayısı 1063 oldu. İş cinayetlerinin en çok meydana geldiği tarım/orman, inşaat/yol ve metal iş kollarına mensup sendika temsilcileriyle konuştuk. Onlara göre sorunun temeli önlemlerin şirketler tarafından birer maliyet yükü olarak görülmesi, üretimde hız baskısı ve işçilerin örgütlenme güçlerinin ellerinden alınması.
Birleşik Tarım Orman İşçileri Sendikası (BTO-SEN) Başkanı Mehmet Çak, sektörde emekçilerin aşırı sıcaklarda, uzun çalışma saatleriyle ve yetersiz ekipmanlarla çalıştırıldığını vurguladı. İktidarın adım atmak yerine, işçilerin yaşam hakkını “piyasa kurallarına” teslim ettiğini savunan Çak, her ölümün altında alınmayan bir sorumluluk olduğunu belirterek şöyle seslendi: “İşçilerin canı, hiçbir şirketin kârından, üretim hedefinden değersiz değildir. İşçi yaşamını korumayan her politika, ölümlerin ortağıdır. Sendika önündeki engeller kaldırılmadan, bağımsız denetim mekanizmaları kurulmadan, gerçek yaptırım uygulanmadan bu acı tablo değişmeyecek.”
SENDİKALAR ETKİN OLMALI
Dev Yapı-İş Sendikası Başkanı Özgür Karabulut da durumun ciddiyetini “Çalışma yaşamında her ay adeta bir katliam yaşanıyor” diyerek vurguladı. İnşaat iş kolundaki ölümlerin taşeronlaşma ve örgütsüzlükle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizen Karabulut, sendika etkisini şu karşılaştırmayla açıkladı: “Üçüncü havalimanı şantiyesi adeta kapalı bir kutuydu, girişlerimiz engellendiği için örgütlenme faaliyeti yürütemiyorduk. Şehirden uzaktı, müdahale etmek de kolay olmuyordu. Bildiğimiz en az 80 can kaybı oldu. İstanbul Finans Merkezi ise şehrin içindeydi. Sendikalar sürekli bu alanlara girerek örgütlenme faaliyeti yürüttü ve fiili bir denetim mekanizması oluşturdu. Böylece iş cinayetleri aynı yoğunlukta yaşanmadı.” Karabulut, ekonomik kriz etkisine de dikkat çekerek aylarca maaş alamayan bir işçinin şantiyede kaza riskinin de arttığını söyledi. “Yoksullaştırılan kitleler ucuz işgücü olarak sermaye hizmetine sunuluyor. İşçiler git gide daha da değersizleştirildiği için gerekli önlemler de alınmıyor” diyen Karabulut, bir de özeleştiri ekledi: “Sendikalar sadece ücret sorunlarıyla değil, İSİG alanını da temel mücadele başlıklarından biri olarak görmek, üyelerinde bilinç oluşturmak zorunda. Belki de bizim eksik bıraktığımız nokta budur. Daha kitlesel ve daha kararlı bir mücadeleyi yükseltmek zorundayız”
CİDDİ SAĞLIK SORUNLARI
Birleşik Metal İş Başkanı Özkan Atar ise metal iş kolunun tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer aldığına dikkat çekti. Ama aktardıkları, işleyişin bu gerçekliğe uymadığını gösterdi: “Eski teknolojiler, artan üretim temposu, uzun çalışma saatleri ve sipariş baskısı hem önlemlerin uygulanmasını zorlaştırmakta hem de işçilerde kronik yorgunluk, stres ve meslek hastalıklarına yol açmakta. Meslek hastalıklarının tespit ve kaydındaki eksiklikler ise sorunun gerçek boyutunun ortaya çıkmasını engellemekte. Yazın yükselen sıcaklık, özellikle dökümhane ve çelik üretimi gibi yüksek ısı altında çalışılan işyerlerinde riskleri daha da artırmakta. Sıcaklık stresi dikkat dağınıklığına, fiziksel performansın düşmesine ve ciddi sağlık sorunlarına neden olarak iş kazası ve ölüm riskini yükseltmekte. Buna son yıllarda yaygınlaşan taşeronlaşma, deneyimsiz genç ve çocuk işçilerin yeterli eğitim verilmeden üretime dahil edilmesi de eklendiğinde, iş cinayetlerinin tek bir nedene bağlanamayacağı görülmekte. Denetimsizlik ve caydırıcı yaptırımların yetersizliğiyle bu tablonun çalışma yaşamındaki yapısal sorunların sonucu olduğu çok açık.”