Vize vs. derken epeyce uğraşmamız gerekti ama gitmeyi başardık. Türkmenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağıldıktan sonra (1991’de) bağımsızlığına kavuşmuş. Yani -bir devlet için- daha bebeklik dönemlerini yaşıyor.
TÜRKMENİSTAN’A İLK BAKIŞ
Türkmenistan gezisine, genç bir devleti görmenin verdiği merak ve heyecanla katıldım. Daha Aşkabat Havalimanı’na inmeden, gökyüzünden gördüklerimiz karşısında büyük şaşkınlık yaşadık. Türklere özgü o devlet aklı bu coğrafyada tam da olması gerektiği gibi mucizeler yaratmıştı. Altımızda kusursuz bir kent planı uzanıyordu. Alabildiğine geniş yollar, anıtlar, yeşillikler, konutlar, parklar...Bu arada ülkenin yüzde sekseninin çöl olduğunu da (Karakum Çölü) belirtmeliyim.
Yönetim büyük bir uzak görü ve öngörü ile her şeyin dizginini baştan sıkı tutmaya karar vermiş olacak ki, daha havaalanında sabahın 6’sında tüm grubu büyük bir ciddiyet ve sorumlulukla kontrolden geçirdi. Bu tavır uzun bir yolculuk sonrası tabii ki bunaltıcı, ama düşününce asıl olması gerekenin yapıldığının farkına varıyoruz. Çünkü bu övünülesi ülke korumacı bir yaklaşıma sahip. İlk iş olarak Tarafsızlık ve Bağımsızlık ilkelerini uluslararası düzeyde işlerliğe kavuşturarak kayıt altına aldırması da bu yaklaşımın bir sonucu olmalı… Tarafsızlık ve Bağımsızlık ilkelerini anıtlar yaptırarak da kayda geçirmişler.
GELENEKLERİNİ KAYBETMEDEN GELECEĞE BAKAN BİR TOPLUM

Kişisel olarak söylemem gerekirse, bu ülke bir yurda kavuşmanın heyecanını, onurunu ve gururunu iliklerine kadar hissetmiş ve bir liderlik; bilgiyle, heyecanla, sabırla, planlayarak, sevgiyle ve inanarak gereğini yapmış, yapıyor ve yapmaya devam edecek gibi de görünüyor.
En büyük tasarrufun en başından sağlam yapmak olduğu kavrayışıyla adımlar atıldığını gözlemledik. İnşallah, bu devrimci ve akılcı görüş kesintiye uğratılmaz. Yollar tertemiz, sigara içilmesi hususu sıkı kurallara bağlanmış. Şehit ve gazilere gösterilen vefa, öğrencilere verilen büyük değer, sanata ve geçmişten gelen geleneklere duyulan bağlılık, Türkmenistan’da dikkatimi çeken en önemli özellikler arasındaydı.
ÇÖLÜ YEŞERTME HAYALİ
1948’deki büyük depremde halkının büyük bir bölümünü kaybetmenin acısını anıt parklarında yaşatan; müzeleri, sanat ve kültüre verdiği önem, geçmişine bağlılığı ve samimi, onurlu, gururlu, kendine güvenen güler yüzlü insanlarıyla aklımda kalan bir ülkeyle karşılaştık.
Meyve ihtiyacımızı, çöller ülkesi olarak bildiğimiz Türkmenistan’da, bütün kafile olarak rahatlıkla karşıladık. Kurutulmuş meyveler de sofralarımızı zenginleştiren ikramlar arasındaydı. Düşünün ki, yüzde 80’i çöllerle kaplı olan ülke modern seralar kurmuş ve Rusya’ya, Kazakistan’a ve diğer komşularına domates satar hale gelmiş.
Burada Türkmen genç gezi rehberimizin bir müzede bilgi verirken satır arası söylediği, “biz Büyük Selçuklu Devletinin mirasçısıyız, rehberimiz odur” sözü çok ilgimi ve dikkatimi çekti. Bir gün, bugünün çöllerinde yeşeren ormanlarıyla geleceğin Türkmenistan’ını yeniden görmek isterim. Kanımca Türkmenistan, geleceğin önemli ülkelerinden biri olacaktır.