Rusya Federasyonu, Ukrayna’da özel askeri operasyona başlamasının ardından tarihte eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik ambargo ile karşı karşıya kaldı. Şu anda Batı tarafından Rusya’ya uygulanan yaptırım sayısı 30 bini geçmiş bulunuyor. Ancak tüm bu baskıya rağmen Rus ekonomisi her yıl büyümeye ve gelişmeye devam ediyor. Kimileri buna “savaş ekonomisi” diyor kimileri “Rus mucizesi”... Aslında ikisi de yeni bir ekonomik sisteme geçildiğinin göstergesi. Bu sisteme katkı sunan isimlerin başında ise Eski Rusya Federasyonu Uzakdoğu ve Arktik Kalkınma Bakanı ve halihazırda Kristall Rosta Vakfı Başkanlığı’nı yürüten Aleksandr Galuşka geliyor. Sayın Galuşka ile DÜNYA-MER Konferansı için geldiği Ankara’da buluştuk; Rus mucizesini, Türkiye-Rusya ilişkilerini ve yeni dünyayı konuştuk.
‘İNSANLIK İÇİN BÜYÜK BİR GÖREV’
Kıvanç Özdal: Sayın Galuşka Ankara’ya hoş geldiniz. Şu an DÜNYA-MER’in düzenlediği “Büyük Savaşı Önleyecek İttifak Konferansı”ndayız. Siz de bir konuşma yaptınız. Öncelikle konferans hakkındaki değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Bu çok güncel, tam zamanında yapılmış ve profesyonelce hazırlanmış bir konferans. Şu anda bazıları büyük bir savaşın eşiğinde olduğumuzu, bazıları 3. Dünya Savaşı’nın çoktan başladığını söylüyor. Tabi ki hepimizin görevi bu büyük savaşı önlemek. O nedenle burada savaşın köklerini ve motivasyonlarını tartışıyoruz. Aynı zamanda panzehirinin de ortaya konulduğu konuşmaların yapılması çok önemli. Çünkü bu, insanlık için büyük bir görevdir.
Tevfik Kadan: Peki sizce büyük savaşın, hatta nükleer bir savaşın ne kadar eşiğindeyiz? Örneğin 1’den 10’a kadar bir değerlendirme yapsaydınız kaç derdiniz?
Tabi ki ilk hedefimiz bu savaşın çıkmaması için çabalamak. Hatta bu olasılığı söylemek bile savaşı yakınlaştırabilir. O yüzden savaşın çıkmaması için neler yapabileceğimize odaklanmak daha iyi olur.
‘S-400 KARARI EGEMEN BİR KARAR GİBİ DURMUYOR’
Özgür Altınbaş: Türkiye’de yoğun bir tartışma var. S-400’lerin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi konuşuluyor. Bu konuda Kremlin’in yaklaşımı, eğilimi nedir?
Bu tabi ki Türkiye ve Rusya’yı ilgilendiren hassas bir konu. İki ülke mutlaka ayrıntıları konuşacaktır. Benim şahsi fikrim ise; elbette belirli hayati durumlar olabilir, jeopolitik unsurlar işin içine girebilir ancak atılacak her adımın anlaşarak yapılması gerekir. S-400’ün satılacağı ülkenin Rusya tarafından da onaylanması uygun olacaktır. Ancak bu karar sanki egemen bir karar gibi değil de Batı ve ABD baskısıyla verilmiş bir karar gibi görünüyor. Bu noktada dünyanın nereye gittiğini de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Tek kutuplu dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş aşamasındayız ve Batı’nın çöktüğünü, Avrasya’nın yükseldiğini görüyoruz. ABD’nin ise hala dünya üzerinde çok sayıda askeri üssü olmasının sebebi; bu tek kutuplu dünyayı ayakta tutabilmek ve bağımsız hareket etmeye çalışan ülkelere kendi taleplerini dikte edebilmektir. Bu yapıdan çıkabilmek içinse egemen devletlerin egemen askeri kararlar vermesi gerekir. Ancak S-400’lerin satışı kararı egemen bir karardan ziyade dikte edilmiş, baskıyla verilmiş bir karar gibi duruyor. Peki ABD’nin tutarsızlıkları, fevri hareketleri, kendi müttefiklerini, daha doğrusu uydularını sürekli yarıda bıraktığı düşünülürse; böyle bir ülkeyle Türkiye’nin daha fazla ilişki yürütmesi ne kadar doğru olur?
TRÇİ YENİ, NATO ESKİ DÜZEN
Kıvanç Özdal: Türkiye’deki diğer önemli gündemlerden biri de TRÇİ İttifakı. Yani Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı. Siz bu öneriyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Böyle bir ittifak bu ülkelere ne gibi avantajlar sağlar?
Bunu ülkelerin çıkarlarına dayanan, perspektifi yüksek bir ittifak olarak görüyorum ve doğal olarak NATO ve ABD’nin buna karşı çıkacağını biliyoruz. Aslında bu bir ikilem. Yani bu ittifakta yer almak mı NATO’da yer almak mı sorusu şu anlama geliyor: Geçmişin ittifakında yer almak mı geleceğin ittifakında yer almak mı?
‘NÜKLEER SİLAHIMIZ OLMASAYDI BOMBALANACAKTIK’
Tevfik Kadan: Son yıllarda Avrupa’da bir Rus korkusu da yayılıyor. Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı yönünde çok sayıda açıklama yapılıyor. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunun için öncelikle Rusya-Ukrayna krizinden bahsetmek gerekir. Gerçek adlarıyla ifade edelim: Bu bir NATO-Rusya çatışmasıdır. Rusya’nın Avrupa’ya saldırmasının bir anlamı yok ve tamamen yersiz bir korku. Rusya’nın tek istediği kendi güvenliğini sağlamak. Sovyetler Birliği bile kendi isteğiyle Varşova Paktı’nı feshetti hatta bunun sonucunda kendi iradesiyle yıkılmış oldu. Rusya’nın o zamanlarda da tek istediği şuydu: Biz kimseyle rekabet etmek, çatışmak istemiyoruz; tek isteğimiz gelişmek, barış ve huzur içinde yaşamak. Hatta bizi NATO’ya alın dahi dedik. NATO’nun yanıtı ise genişlemek oldu. Avrupa da on yıllar geçmesine rağmen bu güven problemini kaldırmak için hiçbir şey yapmadı. Batı’yla yaptığımız anlaşmaların hükmü bir gün dahi sürmeden rafa kaldırıldı. Rus insanın gözü Yugoslavya Savaşı’nda açıldı. Orada Rus halkı gördü ki; tamam biz silahlı kuvvetlerimizi küçülttük ama nükleer silahımız olmasaydı bombalanmış olacaktık.
Avrupalı ülkeler maalesef jeopolitik düşünce yetisini kaybetmiş ve Rusofobi ile zehirlenmiş durumdalar. Örneğin Finlandiya NATO’ya girerken ne düşünüyordu? Evet, Finlandiya ile 2. Dünya Savaşı’nda zor ilişkilerimiz vardı çünkü Hitler’in yanında yer alıyorlardı. Buna rağmen savaş bittikten sonra 10 yıl içinde örnek bir ilişki kuruldu. Farklı sistemlere sahip, biri kapitalist biri komünist iki ülkenin örnek bir ilişkisi kuruldu. Finlandiya böyle güçlü bir komşu ile iyi ilişkiler içindeyken başka bir ittifaka girmeye gerek olmadığını biliyordu. Çünkü Sovyetler Birliği ile iyi dostluk ilişkileri, onun güvenliğini sağlıyordu. Peki şimdi NATO’ya girmeleri onlara ne verdi? Tek verdiği şey, Rusya Nükleer Silahlı Kuvvetleri’ni karşılarına almak oldu. Bu, Finlandiya Hükümeti’nin politik körlüğü dışında ne anlama gelir? Avrupa’da kamu düşünce sisteminin olmadığını görüyoruz. Rusofobi ile zehirlenmiş olmaları kendi kendilerini içten yok etme girişimi. Bir delinin kendisini öldürme çabası gibi.
‘TÜRKİYE İLE TİCARİ İŞBİRLİĞİNİN SINIRI YOK’
Özgür Altınbaş: Sayın Galuşka, Türkiye ile Rusya arasındaki ekonomik, ticari potansiyele ilişkin değerlendirmeniz nedir? Şu an yürüyen yeni projeler var mı?
Bence Türkiye ile Rusya arasındaki ekonomik gelişmenin herhangi bir sınırı bulunmamaktadır. Tabi ki bu potansiyeli açığa çıkarabilecek, bunun için çabalayan politikacıların varlığı ile bu gerçekleşebilir. Buna en güzel örnek Rusya-Çin ilişkileridir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 10 yıl içinde 3 kat artmıştır. Ticaret 2014’te 88 milyar dolarken 2024’te 246 milyar dolara çıktı ve 2,8 katlık bir büyüme yaşandı.
Mesela Rusya-Türkiye için kendi pratik deneyimlerimden de bir örnek vereyim:
Rusya Hükümeti, Kristall Rosta Fonu’na, Mısır’da Süveyş Kanalı bölgesinde oluşturulan özel ekonomik bölgenin yönetimini verdi. Buna benzer şekilde hem Türkiye’de hem de Rusya’da özel ekonomik bölgeler oluşturularak ve bunları köprüler vasıtasıyla bağlayarak özel bir bölge kurulabilir. Bu girişim devletlerarası sözleşmelerle de garanti altına alınır. Bir örnek daha vereyim: Aynı şekilde Kristall Rosta Fonu, Rusya Hükümeti’nin kararıyla Vladivostok’ta bir Doğu Fonu kurdu. Burada amaç; olası ambargolara karşı yatırımcıları korumak. Yatırımcıların Batı tarafından gözükmemesini sağlamak. Şu anda Rusya pazarında kârlı ve perspektifi yüksek projeler bulunuyor. Ayrıca bu bölgede Şanghay, Dubai gibi ekonomik merkezlerin pratiğini uygulayacağız. Yani kuracağımız finans merkezi, Türk yatırımcıların gelip korkusu olmadan Rusya’da yatırım yapabileceği bir ortam oluşturacak. Aynı şekilde bunun bir benzeri Türkiye’de de kurulabilir. Batı’nın finansal altyapısıyla bağlantısı olmayan bir finans merkezi oluşturularak Rusların Türkiye’de yatırım yapabileceği bir ortam yaratılabilir.
Kıvanç Özdal: Son derece ayrıntılı anlattınız? Bu projeler halihazırda devam eden projeler mi?
Tabi, şu anda yapılan bu zaten. Anlattıklarım Rusya’da bu haftanın ekonomi haberleri. Mısır’daki özel ekonomik bölge konusunu Rusya Hükümeti tarafından onaylandı. 1-3 Eylül’de de Vladivostok’ta düzenlenecek Doğu Ekonomi Forumu’nda bu Doğu Finansal Merkezi’nin kurulması ve Kristall Rosta Fonu’nun yetkilendirilmesi konusunda kararname yayınlandı.
BAŞARININ SIRRI: DEVLET PLANLAMASI
Kıvanç Özdal: ABD yaptırımları Rusya’yı büyük oranda etkilemedi. Peki Rusya’da bu savaş ekonomisini nasıl inşa ettiniz? Bazı kilit noktaları paylaşmak ister misiniz?
Nesnel konuşmak gerekirse; Rusya sadece dayanmakla kalmadı, üç yıllık raporlara baktığınızda bütün Avrupa ülkelerine göre büyümeyi de başardı. Açıkçası bunu kimse beklemiyordu. AB ülkeleri ambargolarla kendilerine zarar verdiler. AB’nin her yeni ambargo paketi haberi geldiğinde, bu bana Avrupa’nın kendini vurma olimpiyatları haberi gibi geliyor. Kendilerini vurmak için daha ne yapabilirler bilmiyorum. O yüzden ne istiyorlarsa onu yapsınlar. Bunun bir kamu düşünce sorunu olduğunu söylemiştim.
Peki Rusya bunu nasıl başardı? En önemli unsur, Rusya’nın Batı ekonomik sisteminden çıkıp kendi özüne dönmesiydi. Devlet planlama sistemi daha kaliteli hale getirildi. Devlet satın alma sisteminde değişiklikler yapıldı. Finansal sistem adam edildi. Bugünkü konferansta, Türkiye’nin 1930’lardaki deneyimlerinden bahsedildi. Devlet planlama sistemiyle özel sektörün birlikte yüksek tempolu geliştiği döneme dikkat çekildi. Rusya’nın da buna benzer bir deneyimi var. 1929’da Sovyetler Birliği bu yolda ilerlerken şu anki ekonomik ambargolardan daha fazla ambargo vardı ve ABD o zaman ülkemizi tanımıyordu; ki bu tek başına bile diğer bütün ambargolara ağır basan bir unsur olabilir. Fakat buna rağmen Sovyetler Birliği o zamanlarda yüzde 10 büyümeye sahipti. 1929-1955 arasında bütün bu büyük ambargolara rağmen ülkemiz 20. yüzyılın en büyük ekonomik gelişim rekorunu kırdı. Bu yıllar arasında Sovyetler ekonomisi 14 kat büyümüştü, savaş yıllarını çıkarırsak yıllık büyüme yüzde 13’ü aşıyordu. Çoğu kişi bilmez ama Stalin zamanında Sovyetlerde orta ve küçük girişimciler de bulunmaktaydı. Hem devlet hem özel sektör harmanlanmış şekilde gelişim kaydediliyordu. Bunların hepsini bir kitapta yazdık; ismi “Büyümenin Kristali: Rus Ekonomik Mucizesine Doğru”. Rusya’da beş yıl boyunca en çok satan kitap oldu. İki defa yılın en iyi ekonomi kitabı seçildi. Tabi ki biz bu kitabı savaştan önce yazmıştık ama umuyorum ki şu anki duruma çıkmamıza küçük dahi bir katkı sağlamıştır. Bütün bu ambargolar başladıktan sonra Rusya Batı denkleminden çıkıp özüne dönmeye karar verdi. Paradoksal olarak da bu ambargolar Rusya’nın yararına olu. Batı metodundan ayrılmış olmamız sayesinde Rus ekonomisinin gücü anlaşılmaya başladı. Batı ekonomik matrisinden çıkmamış olsaydık bu duruma gelemezdik. Aynı şekilde Türkiye’nin de geçmiş devlet stratejik planlama sistemine geri dönmesi ve Batı ekonomik matrisinden çıkması gayet sağlıklı olacaktır.
Kristall Rosta Fonu, Güvenlik Konseyi’nin isteği üzerine dünyadaki devlet planlama stratejileriyle ilgili bir araştırma yaptı. Son 10-15 yıl içerisinde kendi ekonomisini güçlendiren ve teknolojik atılım yapan tüm devletlerin devlet planlama sistemine geçtiğini görüyoruz. ABD de son 6 yıldır teknolojik atılımda devlet stratejik planlamasını çok kullandı. ABD’liler ‘Çin’e karşı neden geri kaldık?’ diye araştırdıklarında, devlet planlama siteminin çok rekabetçi olduğunu gördüler ve kendileri de bunu uygulamaya başladılar. Artık eski modellerin kendi gücünü yitirdiği bir dönemdeyiz. Üzücü olansa üniversitelerde hala bu sistemin öğretiliyor olması.