PTT'de yıllardır adım adım uygulanan parçalama, güvencesizleştirme ve tasfiye politikaları bugün yeni bir aşamaya taşınmaktadır. Meclis gündemine getirilen kanun teklifi yalnızca 399 Sayılı KHK'ye tabi personeli ilgilendiren teknik bir düzenleme değildir. Bu teklif, PTT'nin kamu kurumu niteliğini tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen, tüm çalışanları güvencesizliğe sürükleyen siyasi bir tercihin ürünüdür.
Bugün "399'lular kurumda kalırsa İHS'ye geçecek" deniliyor. Yarın ise İHS'li personelin mevcut hakları da "maliyet" gerekçesiyle budanacaktır. Çünkü güvencesiz çalışma düzeninin sonu yoktur. Hak gaspları bir kez başladığında durmaz; her yeni düzenleme emekçilerin elindeki son hakları da alır.
“399’lu personel hak kayıplarıyla karşı karşıya”
Bugün 399'lu personel büyük hak kayıplarıyla karşı karşıyadır. Ancak kimse yanılmasın; bu süreçten İdari Hizmet Sözleşmeli personel de kazançlı çıkmayacaktır. KPSS'den yüksek puan alarak PTT'ye giren, devlet memuru gibi çalışan, kamu hizmeti üreten İHS'li emekçiler yıllardır adeta ikinci sınıf çalışan muamelesi görmektedir. Aynı işi yaptıkları halde farklı ücret almaktadırlar. İş güvenceleri bulunmamaktadır. Bir yönetmelik maddesiyle işlerinden edilebilme korkusuyla çalışmaktadırlar. Disiplin hükümleri uygulanırken memur sayılan İHS'liler, haklar söz konusu olduğunda ise memur kabul edilmemektedir.
Bu nasıl bir hukuk anlayışıdır? Devlet, kendi yaptığı KPSS sınavıyla personel alacak; yıllarca kamu hizmeti yaptıracak; en ağır sorumlulukları yükleyecek; sonra da "iş güvencen yok" diyecektir.
PTT'de yıllardır uygulanan yanlış personel politikaları kurumun çalışma barışını bozmuş, çalışanları birbirine rakip hâline getirmiştir. Aynı serviste aynı işi yapan insanlar farklı statülerde, farklı ücretlerle, farklı sosyal haklarla çalıştırılmıştır. Sorunun kaynağı çalışanlar değil, bu adaletsiz sistemi kuran siyasi anlayıştır.
“Çözüm bütün çalışanların haklarını yükseltmek”
Bugün 399'luların maaşlarının düşürülmesi çözüm değildir. İHS'lilerin düşük ücretle çalıştırılması da çözüm değildir. Çözüm, bütün çalışanların haklarını yükseltmektir. Ne yazık ki iktidarın tercihi tam tersidir. Yüksek olanı aşağı çekmek, düşük olanı yerinde bırakmak ve herkesi yoksullukta eşitlemektir. Bu anlayış sosyal devlet anlayışı değildir. Bu anlayış emeği değersizleştiren, kamuyu zayıflatan ve çalışanı yalnızlaştıran bir anlayıştır. PTT'de son yıllarda yaşananlar bu politikanın sonucudur. Personel eksikliği büyümüş, iş yükü katlanmış, hafta sonu ve resmi tatiller sıradan çalışma gününe dönüşmüş, mobbing olağan hale gelmiş, liyakat yerini sendikal ve siyasal yakınlığa bırakmıştır.
Şimdi ise bunun üzerine bir de "ya İHS ol ya kurumu terk et" dayatması getirilmektedir. Bu, tercih değil zorlamadır. Bu, reform değil tasfiyedir. Bu, özgür irade değil mecbur bırakmadır. En acı olan ise, hangi yolu seçerse seçsin emekçinin kaybedecek olmasıdır.
“Bu düzenlemede kaybeden tüm PTT emekçileridir”
PTT'de kalan 399'lu personel emeklilik ve mali haklarını kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Başka kuruma giden personel ise yıllarca emek verdiği kurumundan koparılmaktadır. Bu düzenlemede kazanan hiç kimse yoktur; kaybeden tüm PTT emekçileridir.
Taleplerimiz:
- İHS Yönetmeliği'nin 108. maddesi derhal kaldırılmalıdır.
- Tüm PTT çalışanlarına gerçek iş güvencesi sağlanmalıdır.
- KPSS ile göreve başlayan İHS personelinin özlük hakları güvence altına alınmalıdır.
- 399 Sayılı KHK'ye tabi personelin kazanılmış haklarına dokunulmamalıdır.
- Eşit işe eşit ücret ilkesi uygulanmalıdır.
- Sendikal ayrımcılık ve mobbing sona erdirilmelidir.
- PTT yeniden kamusal hizmet anlayışıyla yönetilmelidir.