Dijital platformların yükselişiyle birlikte sinema salonlarının geleceğinin tartışıldığı dönemde, Christopher Nolan’ın son yapıtı The Odyssey (Odyssey), beyazperdenin kitlesel çekim gücünü bir kez daha küresel ölçekte kanıtladı. Homeros’un insanlık tarihine yön veren efsanevi destanından uyarlanan ve 3 saatlik (173 dakika) süresiyle dikkat çeken dev prodüksiyon, vizyondaki ilk hafta sonunda dünya genelinde 264 milyon dolar hasılat elde etti. Matt Damon’ın başrolünde yer aldığı yapım; süper kahraman veya devam filmi olmayan yapımlar arasında pandemi sonrasının en yüksek küresel açılış rekoruna imza atarak usta yönetmenin Batman serisi dışındaki en başarılı çıkışı oldu ve sinema salonlarını adeta yeniden canlandırdı. Ancak filmin yarattığı etki sadece gişe istatistikleriyle sınırlı kalmadı; gösterimin ardından sinema eleştirmenleri, tarihçiler ve izleyiciler arasında hararetli bir tartışma maratonu başladı.
KLASİK TAHTA MAKETİN ÖTESİNE GEÇTİ

Filmin en çok övgü toplayan bölümü ‘Truva Atı’ sekansı oldu. Klasik Hollywood yapımlarındaki tahta maketlerin aksine şaha kalkmış ve daha estetik bir at tasarlayan Nolan; efsanenin meşhur mitini filmde klostrofobik bir kapana ve psikolojik gerilim şaheserine dönüştürdü. Eleştirmenler, yönetmenin atın karanlık iç gövdesindeki askerlerin nefes seslerini IMAX teknolojisiyle perdeye taşımasını ise “sinema tarihinin en etkileyici sahnelerinden biri” diye niteledi.
Matt Damon (Odysseus), Anne Hathaway (Penelope), Tom Holland, Zendaya ve Robert Pattinson gibi yıldız isimleri bir araya getiren yapım, gösterime girdiği andan itibaren sinema dünyasını iki ana kampa böldü. Bir kesim eleştirmen, Nolan’ın antik mitolojiyi bir masal gibi değil, savaşın yarattığı psikolojik tahribat ve insan ruhunun karanlık çöküşü üzerinden ele almasını ‘sinema tarihine geçecek bir görsellik ve anlatı başarısı’ olarak nitelendirdi. Özellikle Büyücü Kirke ve Tek Gözlü Dev Polyphemos sahnelerindeki gerilim atmosferi ile zamansal kurgu sıçramaları, yönetmenin görkemli sinematografisindeki yeni bir zirve olarak değerlendirildi.

Christopher Nolan, sinema tarihinde ilk kez tamamı 70mm IMAX kameralarla çekilen The Odyssey’in setinde.
‘KLASİK METNE SADAKATSİZLİK’ VE AKSAN TARTIŞMASI
Buna karşılık, filmin ardından uluslararası basında ve sosyal medyada yükselen eleştiriler de dikkat çekiyor. Birçok edebiyat eleştirmeni ve izleyici, oyuncuların antik veya klasik aksan yerine modern Amerikan İngilizcesiyle konuşmasını ve kıyafetlerdeki çağdaş dokunuşları ‘tarihsel dokuya sadakatsizlik’ olarak yorumladı. Edebi metne yönelik bir diğer eleştiri noktası ise Nolan’ın klasik kahramanlık anlatısını bozarak, Homeros’un kıvrak zekasıyla bilinen ikonik karakteri Odysseus’u fazla ‘asık suratlı ve travmalı bir modern figür’ olarak kurgulaması oldu. Daha önce ‘Oppenheimer’ ile en iyi film ve yönetmen Oscarları dahil olmak üzere Akademi Ödülleri’ne damga vuran Christopher Nolan’ın ‘The Odyssey’ ile çıtayı bir adım daha yukarı taşıması bekleniyor. Görsel ihtişamı, teknik kalitesi ve alt metnindeki “Savaş insanı duyarsızlaştırır” mesajıyla film, şimdiden önümüzdeki Oscar yarışının en güçlü adayı olarak gösteriliyor. ‘The Odyssey’, vizyondaki ilk günlerinin ardından hem perdede sunduğu teknik başarı hem de beraberinde getirdiği kültürel tartışmalarla 2026 yılına damgasını vuracak görünüyor.
EFSANENİN ÖZ VATANI YUNANİSTAN’DA SİYASET VE KÜLTÜR SAVAŞI
İlkokul 7. sınıftan itibaren Homeros destanlarının okutulduğu ve hikayenin tarihsel öz vatanı sayılan Yunanistan’da film, tam anlamıyla bir siyasi ve kültürel tartışmaya dönüştü. Pylos’taki Nestor Sarayı ve Methoni Kalesi gibi tarihi mekanlarda çekilen 250 milyon euro bütçeli yapımın, Yunanistan’dan 6,5 milyon euro devlet desteği alması ve kadrosunda hiç Yunan oyuncu bulunmaması tepki çekti. Greek City Times internet sitesi yayımladığı açık mektupta, “Yunanistan sadece antik çağın dekoru değildir” ifadesini kullandı. Truvalı Helen rolünün Oscar ödüllü siyah oyuncu Lupita Nyong’o’ya verilmesi ise tartışmaların odağı oldu. Elon Musk dahi sosyal medyada Nolan’ı “woke kurallarına boyun eğmekle” suçlarken; muhalefetteki Niki Partisi hükümeti tarihi kimliği yozlaştırmakla itham etti. Tepkilere yanıt veren Kültür Bakanı Lina Mendoni ise sanatsal özgürlüğü savunarak, “Devletin bir yönetmene eserini nasıl yorumlayacağını söylemesi söz konusu olamaz. Nolan’ı sansürlemeyi mi tartışıyoruz?” dedi. Tüm bu hararetli tartışmalara rağmen film Yunanistan’da kapalı gişe oynuyor ve Homeros’un kitabına olan satışı rekor düzeyde artırıyor.
TÜRKİYE’DE 225 BİN KİŞİ İZLEDİ
Tamamı yeni nesil IMAX kameralarla çekilen ilk film olma unvanını taşıyan ‘The Odyssey’, teknik görselliğiyle izleyiciyi adeta büyüledi. Dünya genelinde IMAX salonlarında önümüzdeki bir aylık biletler tükenirken, sinemaseverler 70mm gösterimler için uzun kuyruklar oluşturdu. Türkiye’de ‘ölü sezon’ kabul edilen yaz aylarının sinemadaki durgun seyrine rağmen film, ilk hafta sonunda 225 bin 412 izleyiciye ulaşarak son iki yılın en başarılı yabancı film açılışlarından birine imza attı. Christopher Nolan’ın bir önceki Oscar şampiyonu filmi ‘Oppenheimer’ın 237 binlik ve ‘Dune: Part Two’nun 217 binlik açılış rakamlarıyla başa baş bir performans sergileyen yapım, yaz sezonunda salonları yeniden doldurdu. Özel formatlı gösterimlerin başı çektiği yapımda, İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerdeki IMAX salonlarında ilk iki haftanın biletleri tükenirken, 3 saatlik süresine rağmen film gösterimdeki tüm yapımları geride bırakarak Türkiye gişesinin zirvesine yerleşti.