Savaşın medyada temsil ediliş biçimi, tarih boyunca toplumların çatışmalara bakışını şekillendiren unsurlardan birisi oldu. İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan filmlerden Vietnam’ın kanlı televizyon görüntülerine, 1991 Körfez Savaşı’nda ekranlara taşınan “akıllı bomba” güzellemelerinden Saddam’ın idamının televizyonlarda yayınlamasına kadar her dönemin savaşları kendine özgü bir “estetik” tarz yarattı. ABD’nin Vietnam Savaşı’nı televizyonlarında sansürsüz yayınlayarak bu tarzın sonuçlarını ABD halklarının savaş karşıtı politikaları benimsemesiyle yaşadığı gibi, medyadaki her savaş temsili de bir şekilde kendi sonuçlarını inşa etti.
Son yıllarda yaşanan savaş teknolojilerindeki dönüşüm, savaşın algılanışında geriye doğru bir sıçrama yarattı. Drone teknolojisi, sosyal medya platformları ve video oyunu estetiğinin iç içe geçtiği bu yeni dönemde, savaş giderek daha fazla “insandan arındırılmış”, daha az acılı ve hatta steril bir eylem olarak algılanabilir hale geldi. Bu durum, savaş karşıtı politikaların halk nezdinde meşruiyet kazanmasını zorlaştırırken, bazı kesimlerde savaşa yönelik kayıtsızlığa hatta sempati duyulmasına yol açıyor.
Savaşın bir ‘seyir zevki’ olarak kurgulanması
Mart 2026’da Beyaz Saray, resmi X hesabında yayımladığı bir propaganda videosunda İran’a yönelik füze saldırılarına ait görüntüleri popüler bir spor oyunun grafikleriyle harmanlanmıştı. Bir Amerikan füzesi hedefi vurduğunda ekranda ses efektiyle birlikte çocuksu bir kutlama yazısı beliriyor veya “başarılı” her atış için haneye “+ puan” yazılıyordu. Beyaz Saray bu durumu halkla iletişim kurmanın “eğlenceli” bir yolu olarak savunsa da gerçek ölümlerin bir spor izlencesine dönüştürüldüğü bir tablo vardı. Ancak bu tablo, anlık bir siyasi gaf değil, yıllardır süren sistemli bir mühendisliğin, savaşa karşı duyarsızlaştırma sürecinin sonucu.
Savaşın bir seyir nesnesine dönüşmesi, sadece siviller için değil, drone cihazlarını kullanan operatörler için de geçerli. Operatörler, binlerce kilometre ötedeki insanları termal kameradaki “parlayan noktalar” olarak görüyor. Askeri literatürde bu ekranlara “Kill TV” (Öldürme Ekranı) denmesi, şiddetin bir içerik haline getirilerek tüketildiğinin en somut yansımalarından birisi. Drone teknolojisi, savaşı fiziksel mekandan koparıp dijital bir ekrana hapsediyor. Tetiği çeken “düşmanın” yüzüne bakmıyor, sesini duymuyor, saldırıdan sonra bağlantısı kopuyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında esirlerin kamplara taşınmasından sorumlu olan Nazi Subayı Adolf Eichmann ve onun emrinde çalışan askerler yenilgileri ardından yargılandıkları mahkemelerde “Ben kimseyi öldürmedim”, “Sadece onları trenlere doldurdum ve gönderdim” gibi savunmalarla kendilerini aklamaya çalışmışlardı. Sonuçta görevleri icabı doğrudan cansız bir “düşman bedeni” ile yüzleşmek zorunda kalmamışlardı. Belki de bir drone operatörü için de durum benzer bir noktadadır: “Ben sadece bana iletilen koordinatların üzerine uçtum, kimseyi öldürmedim.”
Sosyal medyada ‘kaydırılan’ savaş
Sosyal medyada inşa edilen “savaş akışı” da yaşanan dehşeti ve acıyı unutturan, silikleştiren mekanizmalardan bir diğeri. Eskiden ana akım medya tarafından sansürlenen görüntüler, bugün çeşitli platformlarda ham, estetize edilmiş ve hatta “eğlenceli” kurgularla sunuluyor. Yaygınlığı ve meseleyi ilgi odağına almış kesimlerin etkisiyle “savaş pornosu” adını alan bir alt kültür haline bile geldi. Böylece algoritmaların arasına sıkışan savaş, sosyal medyada yemek, gezi, moda ve dans videoları arasında kaydırılan bir “içerik” haline dönüştü. Estetize edilmiş görüntülerin dışında popülerleşen savaş görüntüleriyse çoğunlukla donuk, renksiz ve neredeyse hareketsiz, yalnızca hedefine ulaşan drone görüntülerden ibaret. Bu biçim, orada yaşananları algılamayı oldukça güçleştiriyor. Ukrayna savaşında görüldüğü üzere, gerçek çatışma görüntüleri ile askeri simülasyon oyunlarından alınan videolar birbirine karışmış durumda. İzleyiciye, izlediği görüntünün bir oyun mu yoksa yok olan bir hayat mı olduğunu ayırt edemediği bir “dijital uyuşukluk” yaşatılıyor. ABD’nin savaş borularının sesini yükseltmesiyle birlikte sosyal medyada farklı uluslardan ABD askerlerinin kendi hesaplarından “eğlenceli”, “nitelikli” vloglar paylaşmaya başlamaları da tesadüf değil. Savaşın yeni büründüğü bu medyatik halinde izleyenin uyuşukluk evresinden sempati evresine geçmesi için yeni bir “savaş içeriği”.
Yapılan araştırmalar da savaşın drone araçlarla “temiz” bir şekilde yapıldığı propagandası, kamuoyunun bu saldırılara desteğinin en yüksek seviyeye çıktığını gösteriyor. Giderek daha mekanik olan ve insandan arındırılan bu algı aynı zamanda hükümetlerin hesap verme sorumluluğunu kör noktaya itiyor. Sonuç olarak, savaş artık eskisi kadar korkunç görünmüyor çünkü bu “yayın politikaları” onun piksellerin arkasındaki bir “strateji oyunu” veya “keyifli bir içerik” olarak tüketilmesini mümkün kılıyor. Son yıllarda emperyalistlerin yükselttiği ve peşine takılanların tekrarladığı bu savaş çığırtkanlığı bizi sosyal medya beğenileri arasında barışı aramaya mahkum etmek istiyor.