Ana içeriğe geç

Turgut Aslan ve FETÖ’nün Emniyetteki Hedefi

15 Temmuz gecesi kurşunların hedefi olan, öldü sanılarak bırakılan ama teslim olmayan bir devlet hafızası... Eski EGM Personel Daire Başkanı İbrahim Selvi, mesai arkadaşı ve komşusu Turgut Aslan’ın 2000’li yılların başından bu yana FETÖ’nün bir numaralı hedefi haline gelmesinin perde arkasını yazdı.

Turgut Aslan ve FETÖ’nün Emniyetteki Hedefi
Aydınlık
16

15 Temmuz’un yıldönümü her yıl aynı görüntülerle anılır; tankların köprüde durduğu meydanlar, meclisin bombalandığı gece, sokaklara inen milyonlar. Ama bu büyük tablonun içinde, çoğu zaman gölgede kalan başka bir cephe vardır; emniyet teşkilatının içindeki sessiz, uzun soluklu mücadele. İşte tam bu noktada bir isim öne çıkar: Turgut Aslan. Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) Eski Daire Başkanı, bugünün Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı, 15 Temmuz’un gazi simgelerinden biri.

Turgut Aslan 1985 yılında Polis Akademisinden mezun olmuş benim alt devrelerimden bir Emniyet Müdürüdür. 1990’lı yıllardan 2000’lerin başlarına kadar EGM İstihbarat Dairesinde kritik görevler üstlenmiştir. Hem yaklaşık 10-15 yıl komşuluk yaptığımız hem de zaman zaman mesai birlikteliği yaptığımız Turgut’la Emniyet içerisindeki Fethullahçı yapılanmaya ilişkin istişarelerde bulunurduk. O tabi istihbaratçı olduğu için beni de istihbari yönden beslerdi. Nitekim bu gün için istihbarat raporu olarak kabul edilen ve FETÖ davalarında kanıt olarak kullanılan benim 2006’da “Emniyetteki F Tipi Yapılanmanın Etkin Elemanları” listesini yaptığım sıralarda FETÖ Turgut’la bizzat uğraşmaya başladı. Ben o dönemde EGM Personel Daire Başkanıydım, Turgut da Ankara Emniyet Hassas Bölgeleri Koruma Şube Müdürlüğü’nde Şube Müdürü olarak çalışıyordu. Turgut’u FETÖ baskılarıyla Ankara’dan uzaklaştırmak için çok uğraştılar. Ben ve ekibim her ne kadar F Tipi liste yapmış olsak her ne kadar bu örgütün faaliyetlerini durdurmaya çalışmış olsak da yukarıdan tahmin edilemez düzeyde baskılarla Turgut’un Ankara’dan uzaklaştırılması sağlandı. Turgut 2007 ve akabinde Tunceli Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaya başladı. Orada DHKP-C’ye yönelik birçok operasyonda kritik rol oynadı. Ben 2008’de FETÖ tarafından Ergenekon tertibi kumpasıyla soruşturma geçirdiğimde ve görevden alındığımda Turgut bana manevi olarak destek olan alt devrelerimden birisiydi. Bu bağlamda şunu bizzat dile getirmem gerekir; Turgut’un mesleki hayatının erken dönemlerinden itibaren ifâ ettiği görevlerin ekseni; devlete tehdit oluşturan örgütleri incelemek ve bunlara karşı savunma mekanizması geliştirmekti.

17-25 Aralık 2013 sürecinde F Tipi rapor hazırlamış olmamdan dolayı İstanbul’daki FETÖ’cü polisleri soruşturmak üzere EGM Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından kurulan 13 kişilik Müfettiş Heyeti Başkanı olarak görevlendirildim. FETÖ’cü polislerin tasfiye zeminini oluşturan raporu hazırlamamızın akabinde emniyet teşkilatı FETÖ’ye karşı teyakkuz haline geçti. Bu teyakkuzun bir getirisi olarak da Turgut 2014 yılının başlarında EGM Terörle Mücadele (TEM) Başkanı olarak atandı. 2015 yılında bir gün akşam ailecek bize akşam yemeğine geldiklerinde bana aynen şu sözleri söyledi “İbrahim ağabey öyle bir örgütle karşı karşıyayız ki bu mücadele en az 10 yıl, abi en az 10 yıl devam edecek!” Bu sözün üzerinden tam 11 yıl geçti ve mücadele hız kesmeden devam ediyor.

Bugün gelinen noktada Turgut’un hikâyesi, FETÖ’nün darbe girişiminin yalnızca askeri bir kalkışma olmadığını, aynı zamanda devletin bekçi kurumlarını uzun yıllara yayılan bir sabırla ele geçirme projesi olduğunu anlamak isteyenler için bir laboratuvar niteliği taşır. Çünkü Turgut, örgütün darbe gecesinden çok önce, 2000’li yılların başından itibaren örgütün radarına girmiş akabinde 2014 yılında TEM Daire Başkanlığı görevini yürütürken FETÖ’nün birinci hedefi haline gelmişti.

Neden Emniyet, Neden TEM?

FETÖ’nün devlet içindeki örgütlenme stratejisini anlamak için önce şu soruyu sormak gerekir: Bir yapı, iktidarı ele geçirmek istiyorsa hangi kurumları önceliklendirir? Cevap açıktır: istihbarat üreten, adli soruşturma başlatabilen, silah taşıma yetkisine sahip ve toplumsal güvenliği doğrudan etkileyen kurumlar. Emniyet teşkilatı, özellikle de terörle mücadele birimleri, tam olarak bu tanıma uyar. TEM Daire Başkanlığı, örgütlerin yapılanmasını çözen, dinleme kararlarını yönlendiren, operasyonel zamanlamayı belirleyen bir merkezdir. Böyle bir merkezi ele geçiren yapı, hem kendi rakiplerini hukuki kılıflarla tasfiye edebilir hem de gerçek tehditleri görmezden gelebilir.

FETÖ’nün doksanlı yıllardan itibaren emniyet teşkilatındaki sınav sorularını önceden ele geçirdiği, kendi mensuplarını kritik kadrolara yerleştirdiği, buna karşılık örgüt dışından yükselen liyakatli isimleri sürekli tehdit, iftira ve kumpas kampanyalarıyla yıldırmaya çalıştığı bugün adli belgelerle sabittir. Yukarıda anlattığım şekliyle Turgut’un kariyeri bu ikili stratejinin canlı bir örneğidir: bir yandan istihbarat uzmanlığına dayalı meslek hayatı boyunca aldığı başarı belgeleriyle yükselen, öte yandan tam da bu yükseliş nedeniyle örgütün radarına giren bir isim.

Bir Raporun Bedeli

Turgut’u asıl kritik kılan, darbe gecesinden çok önce hazırladığı 2014-2015 tarihlerine denk gelen kapsamlı FETÖ raporudur. Örgütün finans ağını, kurumsal sızma yöntemlerini ve yapılanmasını ortaya koyan bu çalışma, benim 2006’da hazırladığım F Tipi rapor gibi yüzlerce davada delil olarak kullanılmaktadır. FETÖ gibi örgütler için en büyük tehdit, silahlı bir karşı güç değil, kendi iç işleyişini gün yüzüne çıkaracak somut, belgeli bilgidir. Turgut’un raporu, örgütün yıllardır özenle sakladığı örgütlenme mantığını devlet mekanizmasının önüne koymuştur. Bunun karşılığında kendisi hakkında örgüte yakın yayın organlarında hedef gösteren haberler yapılmış, çok sayıda asılsız dava açılmış, aracına silahlı saldırı düzenlenmiş ve nihayet 15 Temmuz gecesi Jandarma Genel Komutanlığı’na “acil toplantı” bahanesiyle çağrılarak rehin alınmıştır.

O gece yaşananlar, FETÖ’nün emniyet mensuplarına bakışını en çıplak hâliyle gösterir. Darbeci askerler tarafından gözleri ve elleri arkadan bağlanan Turgut ve koruması, infaz amacıyla başlarından vurulmuştur. Koruma memuru şehit olurken, Turgut ağır yaralı hâlde ölü zannedilerek terk edilmiştir. 16 Temmuz sabahı Gazi Hastanesinde tedaviye alındığı sıralarda ben ve küçük oğlum Erkam Selvi de oradaydık ve o atmosfere bizzat yakından şahit olduk. Turgut, yoğun bakıma alındığı sıralarda biz de koridorda yaşama tutunması için dua ediyorduk. Nitekim aylar süren tedavi sürecinin ardından Turgut bugün dimdik ayaktadır. Bu sahne, tesadüfi bir çatışma anı değil, örgütün belirli isimleri bilinçli olarak listelediğinin kanıtıdır.

Turgut’un kamuoyuna yansıyan söylemlerinde tekrarlayan bir vurgu vardır: mücadelenin kişisel bir öç ya da kariyer meselesi olmadığı, kurumun ve milletin bekası meselesi olduğu. Bu, aslında FETÖ’nün kurduğu paralel yapılanma mantığının tam zıddı bir devlet anlayışına işaret eder. FETÖ, devlet kadrolarını kendi örgüt çıkarına göre biriktirdiği bir sermaye gibi görürken, Turgut’un temsil ettiği çizgi, kamu görevini şahsi bir ideolojik projeye değil, anayasal düzene ve milli iradeye bağlı kılan klasik bürokrat anlayışıdır. Nitekim kendisi darbe girişiminin başarısız olmasını doğrudan halkın sokağa inmesine bağlayan açıklamalar yapmış, mücadelenin tek bir örgütle sınırlı kalmayacağını, benzer sızma girişimlerine karşı teyakkuzun süreceğini defalarca dile getirmiştir.

Bu anlayışın önemi şuradadır: FETÖ tehdidini yalnızca “darbeci bir grup” olarak görmek, meselenin özünü kaçırır. Asıl mesele, kamu gücünün hangi meşruiyet zeminine dayandığıdır. Bir kurumun mensubu, o kurumdaki yetkisini seçilmiş iradeye ve hukuka değil de gizli bir hiyerarşiye borçlu hissettiği anda, o kurum artık kamunun değil, o gizli yapının aracı hâline gelir. Turgut Aslan gibi isimlerin direnişi, tam da bu meşruiyet zemini tartışmasında devletin tarafında durmanın bedelini göstermesi bakımından semboliktir.

Bugünkü Konum: Sembolden Danışmanlığa

Turgut’un bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Başdanışmanlık yapması, tesadüfi bir jest değildir. Bu atama, devletin 15 Temmuz’da bedel ödeyen isimleri unutmadığının kurumsal bir teyididir; aynı zamanda terörle mücadele tecrübesinin, güvenlik bürokrasisinin en tepesindeki karar mekanizmalarına taşınması anlamına gelir. 1990’lı yıllarda istihbaratta görev alıp akabinde 2014’de TEM Dairesinde örgüt yapılanmasını çözen bir isim, bugün cumhurbaşkanlığı çatısı altında güvenlik politikalarına dair birikimini aktarabilecek bir konumdadır. Yıllar içinde ismiyle anılan FETÖ operasyonlarının yapılması da, kendisinin sembol değerinin operasyonel bir karşılığa dönüştüğünü göstermektedir.

Ancak burada asıl vurgulanması gereken, bu konumun kişisel bir ödül olmaktan çok, kurumsal hafızanın canlı tutulması işlevi görmesidir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler